Categories
Kant Saf Aklın Eleştirisi

Kant, KrV (Saf Aklın Eleştirisi) Anlama Yetisinin Saf Kavramlarını Yakalamak İçin Üç İpucu | § Ders 9

Kategoriler denilen, Anlama Yetisinin içerisinde eksilmez ve artmaz mutlak bir Birlik (Einheit) olarak bulunan, Anlama Yetisi kendilerinin “doğum yeri” (Geburtsort) olan bu kavramların yapısını apaçık sermemiz gerekiyor. Nasıl ortaya çıkıyorlar?

Bugün aslında daha önce yaptığımız derslerin devamı niteliğinde bir ders yapacağız. Bugüne kadar bu yapıtın (Saf Aklın Eleştirisi) içerisinde belli bir yere kadar geldiydik. Transzendental Mantık’ın Giriş kısmını yapmıştık. Giriş kısmının içerisinde de farklı kısımlar vardı, bunların da üzerine konuştuyduk. “Giriş”ten sonra “Kavramların Analitiği” başlığı altında bir kısıma geçiyor Kant. Bu, Transzendental Mantık kısmının aslında ilk temel kısmı yani bir “Hauptstück” (Temel Kısım) olarak biz “Kavramların Analitiği”ni görüyoruz. Şimdi bu iş nereye gidiyor, Kant tam olarak ne yapmağa çalışıyor? Bir yandan bunun çerçevesini çizmeğe çalışacağım, bir de “Kategorileri/Anlama Yetisinin Saf Kavramlarını Keşfedebilmek için Üç İpucu” başlığı altında spesifik bir kısım üzerinde duracağım. İpucu sözcüğü aslında boşuna kullanılmış bir sözcük değil gibi görünüyor çünkü bu kısımların içerisinde biz doğrudan doğruya ve açıklıkla Kategorilerin nasıl kurulduğunu tam yakalayamıyoruz. Bu yakalayabilmek için hem yapıtın içerisindeki kimi başka kısımlara gitmemiz gerek. Kant başlığı “Kategorilerin “Ursprung”u (Kaynağı, Kökeni) Üzerine” diye atmış ve bunların kaynağını keşfedebilmemiz için bize üç ipucu veriyor. Ne ki açıklıkla bize Kategorilerin tam nasıl kurulduğunu söylemiyor. Kategoriler her şeyden önce birer tasarımdır (Vorstellung) ve bunların ne türden bir tasarım olduğunu sorduğumuzda yanıt şu şekilde olacaktır: Kavram (Begriff). “İçerik bakımından hiçbir kavram analytik olarak ortaya çıkamaz…” (Kant, KrV, B 103) Her kavram -en azından içerik bakımından- synthetik olmak durumdadır diyesim bir synthesis ile kurulmak durumundadır. Kavramlar (Begriffe) bir araya getirilmiş ürünlerdir. Bunun ne demeye geldiğinden ayrıntıda bahsedeceğim. Dolayısıyla her öteki kavram gibi, yani empirik olan kavramlarda nasıl ise, Kategoriler denilen, Anlama Yetisinin içerisinde eksilmez ve artmaz mutlak bir Birlik (Einheit) olarak bulunan, Anlama Yetisi kendilerinin “doğum yeri” (Geburtsort) olan bu kavramların yapısını apaçık sermemiz gerekiyor. Nasıl ortaya çıkıyorlar? Bu kavramların kaynağı Verstand yani Anlama Yetisi ve Kant bize bunların bir biçimde, duyumsamaya ya da deneyime gitmeden kurulan kavramlar olduğunu söylüyor. Oniki (12) tane kategori var. Niçin oniki? Niçin bunları bir tablo içerisinde dört (4) başlık altında inceliyor? Kategoriler denilen kavramların her birinin içeriği diğerinden nasıl farklı olabiliyor? Hangi bakımdan bu kavramları birbirinden ayırıyoruz? Nasıl ayırıyoruz? Burada zihinde hangi işlemler (Funktionen) olagelmektedir? Bunlardan bahsedeceğiz.

Aslında “Üç İpucu” yerine üç uğraklı bir ipucu da diyebiliriz çünkü bunlar birbirlerine eklemleniyor ve bir, tek ipucunun üç ayrı uğrağı olarak da düşünülebilirler. Bu üç ayrı ipucunun ya da burada göstermeye çalıştığı, birbirine bağlı diye düşünülen, tepeden bakıldıkta bir tek ipucunun izi sürüldüğünde bu bizi nereye götürüyor? Nereye gitmemiz gerekir? Bu ipucunu (ya da ipuçlarını) biz nasıl kullanacağız? Nasıl kullanabiliriz? Bunlardan ve dahası Kategorilerin nasıl “keşfedildiğinden” bahsedeceğiz.

Şimdi bu aslında büyük bir dert çıkarıyor. Sıklıkla dile getirilen kimi ezberler: 12 tane Kategori var, Anlama Yetisi var; nasıl ki Duyumsama Yetisinin (Sinnlichkeit) içerisinde Saf Bakma Kalıpları varsa, Anlama Yetisinin içerisinde de Saf Kavramlar var. Ne ki duyumsama yetisine ve bu yeti içerisindeki saf bakma kalıplarına (Uzay ve Zaman) baktığınızda ve bunlara ilişkin “niçin bu iki bakma kalıbı var da başka bir bakma kalını yok?” diye sorduğunuzda, Kritik içerisinde şunu yakalayacaksınız: Bu soru Kant’a göre yanıtı verilebilir bir soru değil. Bu böyle. Yapımız gereği bizde, Uzay ve Zaman denilen iki tane saf bakma kalıbı var. Bunlar aracılığıyla biz “intuitus” yani Görü oluşturabiliyoruz. Bu bakma kalıplarının sayısı niçin daha az ya da daha çok değil? Bilemiyoruz. Bilgimizin sınırı pek çok başka yerde olduğu gibi burada da keskince çizilmekte. Kategoriler ile ilgili olarak ise şu söylenebilir: Biz bunları öyle bir tarzda kuruyoruz ki bunlardan oniki tane ortaya çıkıyor. Ne ki kategorilerin içerikliğinin biricikliğinin niçini Felsefe Tarihi içerisinde, Kant’tan sonra gelen düşünürleri de aslında zorlamış bir soru. Sözgelimi Martin Heidegger bu soru üzerine epey kafa yoruyor ve sadece burada Kant’ın bize verdiği ipuçları ile bizim Kategorilerin tam da kaynağını keşfedemeyeceğimizi söylüyor. Burada epey problemli yer var. Bunları sermek istiyorum. Ayrıca metnin başka kısımlarına da gideceğim. Biz Kategorilerin kaynağını yakalamak istiyorsak, zorunlulukla metnin başka kısımlarına gitmek durumundayız. Bunlardan bir tanesi “Şematizm” (Schematismus) diye adlandırılan kısım. Kant’ın kendisi de El Yazmalarında (Handchriftlicher Nachlaß) bu bölümü diğer bölümlerin üstünde tuttuğunu ve çok daha önemli gördüğünü söylüyor.

Kategoriler ile ilgili problemleri şu şekilde sırayalabiliriz:

  1. Kategorilerin nasıl kurulduğu problemi: Kategoriler birer kavramdır (Begriff) dolayısıyla synthetik yapılardır. Dolayısıyla bizim bu synthesis’in ve bu synthetik yapının nasıl kurulduğunu; kategorilerin nasıl kurulduğunu yakalamamız lazım.
  2. A priori Bağlantı Problemi: Kategoriler Görünüşleri Yargıgücü (Urteilskraft) aracılığı ile kalıplar. Başkaca ifade edildikte, Kategorilerin altında Görünüşler düşünülür. Nasıl oluyor da benim Anlama Yetimin içerisindeki bu kavramlar ile, bu oniki saf kavram ile şu Görünüşler alanı bir biçimde uyuyor? Hangi Kategorinin altına hangi görünüşün getirileceği; tek tek durumlarda hangi kategori ile hangi Görünün düşünüleceği hiçbir biçimde gelişigüzel kotarılan bir iş değildir. Ne ki bu bir problem ve bunun Kant tarafından metinde nasıl hesabının verildiğini görmemiz gerekiyor. (Kant, Kategorilerin Görünüşler üzerinde nasıl kullanıldığı sorusunu Dissertatio’da sessiz kalarak geçiştirdiğini söylüyor. Nitekim bu dönem henüz bu konuyu çözememiştir.) Bir Kategorinin altına bir Görünün nasıl getirildiği meselesi yani “Subsumption” ya da Kategori altında tanıma işi de Kavramların kurulması ile ilgili. Bu yüzden, bir kavram ne demeye gelir, kavram nasıl kurulur, kavramın görüden farkı nedir sorularının yanıtının, hem 1. hem de 2. problemi çözebilmek için verilmesi gerekmekte.

Birinci İpucu

Kant’ın kendisi de aslında tam bunu yapıyor. Öncelikle bize birinci ipucunda şunu gösteriyor: bir kavram nedir? Intuitus’tan (Görü) farkı nedir? Her şeyden önce kavramların nasıl kurulduğunu, zihnin içerisinde hangi yolla kurulduğunu bize anlatacak. Metinde tam da bu kısma kadar bize Görünün (Anschauung) nasıl kullanıldığını ve kurulduğunu anlatmıştı. Görüler “Affektion” ile kurulur. “Şeyler” (Dinge) diyesim zihinden ayrı başına varolduğunu söylediğim şeyler bizi etkiledikleri sürece biz birtakım izlenimler (Eindrücke) kurarız. Dolayısıyla şu açık: Görülerin kurulması meselesi benim etkilenimime bağlı. Ben etkilendiğim sürece izlenimler, daha sonra görüler ve uzay ile zaman kalıplarının altına getirdikçe Görünüşler (Erscheinungen) kuruyorum. Görüler bu şekilde kuruluyor ama Kavramların kurulması bu şekilde olmuyor. Her şeyden önce, Kavramlar Duyumsama Yetisinde (Sinnlichkeit) ortaya çıkan Cognitio‘lar değil. Kant Cognitio sözcüğünü kimileyin bu biçimiyle kullanıyor kimileyin ise sözcüğün Almanca karşılığı olan Erkenntnis’i kullanıyor. Biz de, Almanca’da Erkenntnis diye karşılanan bu sözcüğü sıklıkla dar anlamı ile kullanıyor ve “Bilgi” diye karşılıyoruz. Halbuki bu sözcüğün, Cognitio’nun, bir geniş anlamı bir de dar anlamı var Kant’ta. Cognitio (1) geniş anlamı ile herhangi bir zihin ürünü ya da bir zihin yapıntısı demeye geliyor. Kant zihnin içerisinde ortaya çıkan ürünlere Cognitio diyor. Örneğin hem Görü (Anschauung) hem de Kavram (Begriff) bir Cognitio. Dar anlamı ile ise (2) Cognitio, Bilgi (Erkenntnis) demek.

Bu kullanımın arka planını Descartes’a götürmek mümkün. Zihnin içerisindeki en kök, en temel birim ise, Kant’ın kendisine ilişkin bir tanım vermenin bile güç olduğunu, zihnin içerisindeki hemen her şeyin ona göre tanımladığını söylediği “Tasarım”dır (Vorstellung).

Kavram işte tam da şöyle bir şey: bir tasarım altında birden çok tasarım. Bu da yalnızca bir işlem ile (Funktion) ortaya koyulabilecek bir şey. Bir Etkilenim (Affektion) ile Kavram ortaya koyamayız.

Geniş anlamda kullanıldığında birer Cognitio olan Kavramlar (Begriffe) zihninde, Görülerin kurulumuna benzer bir tarzda kurulmazlar. Kavramların nasıl kurulduğuna bakmamız lazım. Kavramların nasıl kurulduğuna genel olarak (überhaupt) bakarsak, empirik kavram ya da sav kavram diye ayırmadan genel bir tarzda bakarsak ve kavram nedir, nasıl kurulur bunun hesabını verebilirsek, Anlama Yetisinin Kavramları denilen, son derece özel bir tarzda kurulmuş bu kavramların da nasıl kurulduğunu belki çıkartabiliriz. Dolayısıyla ilkin belirli bir Kavramdan ve bunun nasıl kurulduğundan söz etmiyor Kant; “überhaupt” (genel olarak) her kavram nasıl kuruluyor bize bunu anlatıyor.

Kavram (Begriff) dediğimiz yapının Görüden (Anschauung) farkı Kant tarafından şu şekilde açıklanıyor:

“Görüler, duyumsama yetisinin ürünleri oldukları sürece, etkilenimlerle (Affektionen) kurulur, kavramlar ise zihin işlemleri ile (Funktionen).”

Kant, KrV, A 68 | B 93

(Funktion/Functio sözcüğünün Hume’daki karşılığı “mind operation”. Bu karşılığı bilmek bizim için Felsefe Tarihindeki bir tartışmanın eklem yerlerini apaçık biçimde görmek için önemli.) Demek ki Kavramlar (Begriffe) kimi işlemlerle kuruluyorlar yani Kavramlar etkilenerek kurduğumuz şeyler değil, zihin işlemleri ile kurduğumuz şeyler. Kavramları salt bir etkilenim ile kuramıyoruz. (Etkilenimin de salt bir maruz kalma olmadığı, zihince bir işleme gerektirdiği ise başka bir tartışmanın konusu.) Burada, Kavramların kurulmasına baktığımızda, çok katmanlı bir işten söz ediyoruz. Peki bu ne türden bir zihin işlemi? Kant’ın yanıtı şu şekilde: “Funktionen der Einheit” (Birliğe getirme işlemi) ya da “Einheit der Handlung” (ibid.) (Birliğe getirme edimi). Kavramların kuruluşu bir Birliğe getirme, bir araya getirme, bir toplama edimidir; bir “Einheit Functio”sudur. Dolayısıyla Kavramlar, genel olarak ifade edildikte, her defasında, bir birlik (unitas) içerisine getirilerek kurulur. Birliğe getirme “farklı tasarımları birbirine ekleme ve bunların çokkatlılığını bir genel tasarım ya da zihin yapıntısı altında düşünülecek tarzda toplama işidir.” (A 77 | B 103) Burada, genel bir tasarımın altında düşünülen pek çok tasarımdan söz ediyoruz. Kavram işte tam da şöyle bir şey: bir tasarım altında birden çok tasarım. Bu da yalnızca bir işlem ile (Funktion) ortaya koyulabilecek bir şey. Bir Etkilenim (Affektion) ile Kavram ortaya koyamayız. Bu işlem de bir Birliğe Getirme İşlemidir (Funktion der Einheit). Peki tasarımları genel bir tasarım altına getirdiğimizde, bunları iç içe geçirdiğimizde ya da birkaç tasarımı bütünübir bir tarzda toparladığımızda tam da ne oluyor? Yani bir Unitas (Birlik) kurduğumuzda aslında olan nedir? Buna bakmamız lazım.

Farklı tasarımları genel bir tasarım altına getirdiğimizde ilkin bizim için, olanaklı olarak pek çok şey ortaya çıkıyor. Bu ne demek? Eğer siz pek çok tasarımı bir tasarım altına getirirseniz, bu genel tasarım içerisindeki bu çokkatlılığı (Çokkatlılık= Mannigfaltigkeit, bütün yapıtın içerisindeki en temel sözcüklerden biri) bir biçimde kullanabilirsiniz. Bu nasıl olabilir? Bir araya getirdiğiniz bu çokkatlılığı tekrar ayırırsınız, nitekim bu çokkatlılık bir unitas (Einheit/Birlik) oluşturan bir çokkatlılıktır. Bu Çokkatlılığı ayıra ayıra Yargılar ortaya koymak (urteilen) söz konusu olabilir. O halde tüm Kavramlar olanaklı halde yargıda bulunmayı, yargılar ortaya koyabilmeyi (urteilen) imler. Kavramlar synthetik yapılar oldukları, Birliğe getirme işlemleri ile kuruldukları ve çokkatlı tasarımlar oldukları için, isterseniz bu çokkatlılığı açabilirsiniz ve bu çokkatlılık bölündükte, parçalandıkta açığa çıkan tasarımları (sözgelimi Kavramları) sermek ve birbirine bağlamak söz konusu olabilir. Buna örnek olarak “Cisim” (Körper) kavramı düşünülebilir. Cisim kavramı empirik bir kavramdır, tüm öteki kavramlar gibi, bir Birliğe getirme işlemi sonucunda kurulmuştur. Cisim kavramı bize kendisinden hareketle kimi yargılar (Urteile) kurmak olanağını verir. Olanaklı biçimde, bir Kavramdan birden çok Yargı (Urteil) ortaya çıkabilir. Buna göre, Cisim Kavramının içerisindeki çokkatlılığı analysis’e tabi tuttuğumuzda -pek çok öteki yargının yanında- şu yargılar da ortaya çıkacaktır:

  • Bütün Cisimler bölünebilirdir (teilbar).
  • Bütün Cisimler yer kaplar (extensio).
  • Bütün Cisimler bir geçirmezliğe iyedir (impenetrabilitas).

Yer Kaplama (Extensio) ve Bölünebilirlik (Teilbarkeit) Cisim Kavramının içerisinde bulunan ve bu kavramın içerisinde her an örtük olarak düşündüğümüz kavramlardan ikisi. Dolayısıyla bizim burada yaptığımız iş şu şekilde açıklanabilir: Yer Kaplama Kavramını, Bölünebilirlik Kavramını, Geçirmezlik Kavramını (-Locke’un Newton’dan hareketle “Solidity” diye adlandırdığı kavram) ve öteki kimi kavramları (sözgelimi Sertlik-Yumuşaklık, Islaklık-Kuruluk, Bir Renge iye olma) biz her an örtük olarak Cisim kavramının içerisinde düşünürüz. Cisim salt yer kaplama değildir, salt geçirmezlik de değildir, salt bölünebilirlik de değildir; Cisim olmayan ama bölünebilir olan diyesim Bölünebilirlik kavramının kendileri için söz konusu olduğu kimi öteki nesneler de var: sözgelimi Geometrinin kavramlarından “çizgi”. Dolayısıyla Cisim kavramının kurulmasında yapılan iş, zihnin Birliğe Getirme işlemi (Funktion der Einheit) aracılığıyla yeni bir Cognitio (1) oluşturması; farklı tasarımları bir genel tasarım altında toplamasıdır. Cisim kavramı içerisinde bir kavram çokkatlılığı barındırmaktadır. Bu çokkatlılığa bakılıp ve içerisinden bir kavram seçilip, bu kavramın da nasıl kurulduğu soru konusu edilebilir. Sözgelimi “impenetrabilitas” (Undurchdringlichkeit/Geçirmezlik) kavramındaki “Birliğe Getirme İşlemi” (Funktion der Einheit).

“Her bir yargıda, pek çok kavram için geçerli ve bu pek çok [kavram] arasında yine, nesneye dolaysız biçimde bağlanan, verili bir tasarımı yakalayan (begreift) bir kavram vardır.”

Kant, KrV, A 58 | B 93

Impenetrabilitas (Geçirmezlik) kavramının nasıl kurulduğunu bulmak için, yukarıdaki alıntıda da işaret edildiği gibi bu kavramın kendilerine bağlandığı Görünüşlere (Erscheinungen) bakmak gerekir. Burada kavramın içeriği karşımıza belli türden Görünüşlerin zihince syntezlenen bir kuralı olarak çıkacaktır. Görünüşlerden hareketle burada bir kural oluşturulmuştur ve bu kural karşımıza bir Cognitio (1) olarak diyesim bir Kavram (Impenetrabilitas) olarak çıkmaktadır.

İkinci İpucu

…zihnin içerisinde nasıl oluyor da bu birliğe getirme işlemleri kotarılıyor ikinci uğrakta buna bakarsak; düşünme denilen bu toparlama işinin, birliğe getirme işinin, yargıların kurulmasında kaç biçimde yapıldığını, kaç tarzda yapıldığını serersek, Anlama Yetisinin içerisindeki Kavramların yani Anlama Yetisinin Saf Kavramlarının neler olduğunu çıkartabiliriz.

Dolayısıyla Kavram (Begriff/Conceptus) bizim olanaklı halde yargılar ortaya koyabileceğimizi gösterir. Demek ki bi zihnimizin nasıl yargı ortaya koyabildiğini yakalarsak ve bu “Birliğe Getirme İşlemlerini” kaç tarzda yaptığını çıkarırsak, Kavramların ve dolayısıyla Kategoriler denilen kavramların da nasıl kurulduğunu yani düşünme işleminin nasıl kotarıldığını bulabiliriz. O halde ilk ipucu bize şunu söylüyor: Biz ilk uğrakta kavramların birliğe getirme işlemleri aracılığıyla kurulduğunu gördük, imdi zihnin içerisinde nasıl oluyor da bu birliğe getirme işlemleri kotarılıyor ikinci uğrakta buna bakarsak; düşünme denilen bu toparlama işinin, birliğe getirme işinin, yargıların kurulmasında kaç biçimde yapıldığını, kaç tarzda yapıldığını serersek, Anlama Yetisinin içerisindeki Kavramların yani Anlama Yetisinin Saf Kavramlarının, bu temelde kurduğumuz ve Kategoriler dediğimiz kavramların neler olduğunu çıkartabiliriz. Öncelikle düşünmenin hangi biçimlerde kurulduğunu, düşünmenin “Functio”sunu (İşlemini) yakalayalım. Bu ne demeye geliyor? Tam da şu: En temelde nasıl “birliğe getirdiğimizi” yakalarsak, kategorilerin nasıl kurulduğunu da göreceğiz. Nitekim farklı farklı tasarımların zihnimizde nasıl toparlandığı işi bir “Birliğe Getirme İşlemi” olarak adlandırılıyor. Bu birliğe getirme işinin kaç biçimde kotarıldığını yakalarsak eğer biz yargılardan hareketle Kategorilerin neler olduğunu da çıkartabiliriz. Kavramların olanak halinde Yargılar (Urteile) demeye geldiğini yukarıda belirtmiştik. Anlama Yetisi bir kere kavram ortaya koyduğu zaman yargı ortaya koymadan edemez ve kuruduğu kavramlar aracılığıyla yargılar ortaya koymaktan başka bir şey yapamaz.

“Düşünmek, kavramlar aracılığıyla Bilgi [ortaya koymaktır].”

Kant, KrV, A 69 | B 94

Demek ki düşünmek toparlayabiliyor, düşünmek ile biz bir “unitas” (birlik) oluşturabiliyoruz. Ne ki kavramlar kurguladığımız (einbilden) şeylerdir ve bu kurgulamamızın nasıl kotarıldığını da açıklamamız gerek. Buradan hareketle Kant’ın Kurgulama/İmgeleme Yetisinden (=Einbildungskraft/Imaginatio) söz ettiğini göreceğiz. Kategorileri kuran yapı tek başına Anlama Yetisi (Verstand) değildir, bunların kurulmasında Kurgulama/İmgeleme Yetisi (Einbildungskraft) da çok temel bir rol oynar. Kategoriler denilen kavramlar yani her seferinde kendileri aracılığıyla Görünüşleri (Erscheinungen) düşündüğümüz bu düşünme kalıplarını biz el yordamı ile, bunlar kullanıldıkça bulacak değiliz. Nitekim biz bunları gündeliklikte, her an kullanmaktayız. Felsefe tarihinde de olup biten bu türden bir şeydir diyesim Kategorileri el yordamı ile serme işidir. Anlama Yetisini çalıştırdığımız zaman, tekrarlanan bir tarzda bu yetinin içerisinde karşımıza çıkan ve kullanımını yakaladığımız kimi kavramlar var. Bu kavramlar kurulmuş Deneyimin içerisinde de karşımıza çıkmakta nitekim bunlar deneyimin kurulması için zorunlu. Karşımıza çıkan bu kavramların kimileri daha sık kimileri ise daha seyrek bir tarzda kullanım bulmakta. O halde bu kavramları Anlama Yetisinin kullanımından hareketle, sözgelimi “daha sık kullanım bulan kavramlar” ve “daha seyrek bir tarzda kullanım bulan kavramlar” diye bir tür önem sıralaması içerisinde sermek mümkün. Bu yolla Kategoriler denilen bu hep yeniden, bir tekrar içerisinde kullanılan ve Deneyimde söz konusu olan kavramları el yordamı ile çıkartmak mümkün. Ne ki bu türden bir el yordamı ile serme işinde yaptığınız iş eksik kalabilir dahası bu işin nerede sonlanacağını çıkartmak da son derece güç bir iştir. Bu bakımdan bu yol, Kategorileri sermek için sağlam bir yol gibi görünmemektedir. Kant burada Anlama Yetisi içerisindeki bu Kategoriler denilen kavramları, Transzendental Mantık içerisinde bir ilkeye (Prinzip) göre soruşturduğunu söylüyor (KrV, A 67 B 92). Elimizde bir ilke ile Saf Kavramları, diyesim zihnin Görünüşleri düşünürken kullandığı ve hep yeniden kullandığı bu kavramları çıkartmağa çalışırsak eksiksiz biçimde bunları serebiliriz. “Ne artan ne eksilen, mutlak (absolut) bir Birlik (Einheit), doğum yerleri olan Anlama Yetisinin içerisinde karşımıza çıkan ve herhangi bir şey ile karışmamış” (ibid.) olan ve Görünüşlerde kullanımı olan bu kavramları, o halde, biz bir ilkeye göre bulalım. Bu ilke nedir? Bu ilke kavramların nasıl ortaya koyulduğunu bize veren ilkedir. Kavramlar nasıl ortaya koyulur? Başkaca ifade edildikte: Düşünmede kotarılan işlem nedir? Düşünmedeki işlemi, saf düşünmenin ilk elde kotardığı “Birliğe Getirme İşlemleri”ni bulursak işte o zaman Kategorileri buluruz. İmdi şu sorular sorulmalı: neyi birliğe getiriyoruz, nasıl birliğe getiriyoruz, nasıl toparlıyoruz ve bu birliğe getirmeyi kaç biçimde yapıyoruz? Kant’ın bize verdiği ikinci ipucu tam da beriki soru (birliğe getirmeyi kaç biçimde yapıyoruz?) ile ilgili.

İkinci ipucunun izini sürdüğümüzde burada karşımıza Yargılar Tablosunun (Urteilstafel) çıktığını görüyoruz.

Yargılar Tablosu (Urteilstafel), KrV A70 | B 95

Kavramların olanaklı halde yargılara işaret ettiğini daha önce belirttiydik. Yargılarda düşünme işlemi nasıl gerçekleştiriliyor? Bu tabloya baktığımıza karşımıza çıkan şey şu: yargılar nicelik, nitelik, ilişki (Relation) ve Kiplik (Modalität) bakımından ele alınmış. Burada Kant, birliğe getirme işlemlerinin kaç biçimde gerçekleştirildiğini göstermeye çalışıyor. Zihin düşünme aracılığıyla kaç biçimde ya da tarzda Birliğe (Unitas/Einheit) getirebiliyor? Yanıt: dört ayrı tarzda.

Düşünme aracılığıyla Birliğe getirme işi Nicelik (Quantität) (1) bakımından değerlendirildikte şunlar söylenebilir: bu işlem ya her şeyi kapsayacak tarzda ve çok geniş biçimde kotarılıyor (Genel Yargılar/Allgemeine); ya kimi şeyleri bir araya getirecek tarzda birliğe getirme işi söz konusu (Özel/Besondere); ya da tek bir şeyi göz önünde bulundurur tarzda, sınırlı biçimde (Tekil/Einzelne) kotarılıyor. Dolayısıyla Nicelik bakımından değerlendirildikte, Birliğe Getirme işleminin ya çok geniş tutulduğu ya sınırlı tutulduğu ya da tek bir tasarım üzerine yargı ortaya koyulduğu söylenebilir. Demek ki Nicelik bakımından ele alındıkta “Funktion der Einheit” (Birliğe Getirme İşlemi) böyle söz konusu oluyor.

Peki Nitelik (Qualiät) (2) bakımından değerlendirildikte birliğe getirmek nasıl olur? Yanıt şu şekilde veriliyor: 1. ya evetleyerek birliğe getiriyoruz (Evetleyen Önermeler/Bejahende: “-dır”); 2. ya değilleyerek bir araya getiriyoruz (Değilleyen Önermeler/Verneinende: “-değildir”); 3. ya da varolanların arasında hangi gruba dahil olmadığını söyleyerek bir birliğe getiriyoruz (Unendliche/Sınırsız Yargılar: “x olmayandır”).

Üçüncüleyin, düşünme aracılığıyla birliğe getirme işlemi İlişki (Relation) (3) bakımından değerlendirildikte neler söylenebilir? 1. ya bu birliğe getirme işlemi kategorik bir tarzda yapılır, iki kavram birbirine bağlanır (kategorik yargılar); 2. ya “böyle ise şöyledir” diyoruz, iki yargıyı bir unitas‘a getiriyoruz (hypothetik yargılar); 3. ya da “ya böyledir, ya şöyledir, ya da şöyledir” diyoruz, mantıksal olanaklılık içereden birden çok yargıyı bir nesneye ilişkin bilginin tüm alanını kaplayacak tarzda kuruyoruz (disjunktiv yargılar).

Dördüncü olarak, birliğe getirme işleminin, yargının içeriğini bakımından değil de “yalnızca genel olarak düşünme ile ilişkisi içerisinde copula‘nın değeri bakımından” (A 74 | B 100) ele alındığını görmekteyiz (Modalität) (4). Demek ki, düşünme işlemini nasıl kuruyoruz diye sorduğumuzda buna kiplik bakımından da bakılabilir. Biz düşünme işlemini (kavramlar aracılığıyla düşünme) ortaya koyarken 1. ya olanaklı olduğunu söylediğimiz yargılar ortaya koyuyoruz (problematik yargılar); –bu yargılar da düşünmenin bir uğrağına (moment) işaret eder. Hangi uğrağına? Yanıt: Anlama Yetisinin düşünmesine. Anlama Yetisi (Verstand) bize olanın öyle olduğunu söyler, olanın niçin öyle olduğunu ya da zorunlulukla öyle olduğunu söylemez (Aristoteles’in eski bir önermesi!)– 2. ya düşünme işlemini öyle bir tarzda gerçekleştiririz ki bu başka bir bilme yetisinin düşünmesine işaret eder. Bu bilme yetisi Yargıgücüdür (Urteilskraft). Yargıgücü şu şekilde çalışır: Anlama Yetisi olanın öyle olduğunu söyler, Yargıgücü de “eğer bu böyle ise, o halde bunun birtakım sonuçları vardır” diye ekler. Yargıgücü, Anlama Yetisidir “bu şöyledir” önermesinden hareketle, “böyle ise o halde şöyledir” diyen yetidir, bu da düşünmenin ayrı bir uğrağına işaret etmektedir. Burada düşünme işleminin Yargıgücü bakımından nasıl gerçekleştirildiğini görmekteyiz ve bu işlem sonucunda ortaya çıkan önermeler “mantıksal gerçeklik” (logische Wirklichkeit) içerir; 3. ya da düşünmenin üçüncü uğrağında Akıl (Vernunft) denilen yeti aracılığıyla mantıksal zorunluluk (logische Notwendigkeit) ortaya koyan önermeler (apodeiktik/apodiktische) kurarız. Dolayısıyla düşünmenin üç uğrağı vardır ve bu iç uğrak ile iç ayrı düşünme yetisine diyesim Anlama Yetisine (Verstand), Yargıgücüne (Urteilskraft) ve Akıl’a (Vernunft) işaret edilmektedir.

Düşünmenin Üç Uğrağı

Dolayısıyla düşünmenin içerisinde kimi işlemler var. Bunların nasıl gerçekleştiğine baktık. Buradan hareketle diyesim bu ikinci ipucundan hareketle Kategorilerin keşfedilmesine bir adım daha yaklaşmış oluyoruz. Birinci ipucu ise bize şunu gösterdiydi: Kavramlar birliğe getirme işlemi ile kurulur. Kategoriler ise düşünmeye yarayan en temel kavramlardır. İkici ipucu ile beraber ise şunu sorduk: Nasıl düşünüyoruz, düşünme işlemleri nasıl gerçekleşiyor? Bunu da Nitelik, Nicelik, İlişki bakımlarından ele aldık. Şimdi üçüncü ipucu içerisinde, görünüşleri düşünme işi nasıl gerçekleşiyor diye soracağız. Bu kısımda Kategorilerin nasıl ortaya çıktığına işaret edilecek. Bu kısım B basımında 10. kısım olarak geçiyor, Kant’ın attığı başlık işe su şekilde: “Tüm Saf Anlama Yetisi Kavramlarını Keşfetmek için İpucu”. Burada Kant ile birlikte adım adım ilerleyebilmek için metine dönmek istiyorum. Nitekim metnin tam da bu kısmında Kant bize buradan sonra yapacağı işin adeta tamamının haritasını vermekte. Yapılan iş, Kant’ın ifadesini kullanmak gerekirse, çokkatlı (mannigfaltig) bir iş ve bu işi çözmek için hem Saf Aklın Eleştirisinin “Şematizm” diye adlandırılan kısmına hem de kimi öteki Kant metinlerine (sözgelimi Jäsche Mantığı, Mantık ve Metafizik Refleksiyonları) gitmek gerekiyor. B 102 – B 106 arasında yer alan ve üçüncü ipucu diye ayıracağım bu son derece yoğun kısmı metnin ayrıntıda hesabını vererek sermek ve böylelikle Kategorilerin nasıl kurulduğunu göstermek istiyorum.

Üçüncü İpucu

Metnin hemen ilk kısmında Kant bize Transzendental Mantığın, Genel Mantıkla karşılaştırıldıkta iye olduğu avantajı hatırlatıyor: Transzendental Mantık’tan önce, Transzendental Estetik diye adlandırılan bir bölüm ve yapılan bir soruşturma var. Bu, Duyumsama Yetisinin (Sinnlichkeit) kurallarına ilişkin bir transzendental soruşturma. Bu soruşturma içerisinde iki ürün bulundu: saf uzay ve saf zaman denilen bakma kalıpları. Genel Mantık ise Transzendental Mantık’tan farklı olarak “bilgiyi tüm içeriğinden sıyırıyor” (B 102). O halde transzendental mantığın önünde uzay ve zaman birer saf bakma kalıbı olarak duruyor diyesim Transzendental Estetik, Transzendental Mantık’a bu data’yı “sunuyor” ve biz transzendental mantığın içerisinde bunların nasıl kullanılabileceğini ve nasıl bir rolü olduğunu metni takip ettikçe ayrıntılı biçimde göreceğiz.

Transzendental Mantık karşısında şunu görüyor: uzay ile zaman, Görünüşlerin içerisinde birer çokkatlılık (Mannigfaltigkeit) olarak zaten bulunmaktadır. Görünüşler alanına baktığımızda, uzay ve zamanın kendilerini doğrudan göremeyiz ama uzay ve zamanın çokkatlılığını görebiliriz. Uzayın, Görünüşler içerisindeki çokkatlılığı karşımıza her şeyden önce “Biçimler” (Gestalten) olarak çıkar. Uzay burada biçimler olarak diyesim synthezlenmiş bir halde vardır. Peki, Syntezleyen yetinin adı ne? Kurgulama/İmgeleme Yetisi (Einbildungskraft). Kurgulama Yetisi Uzaydan Saf Biçimleri syntezliyor ve Görünüşlerin içerisine yerleştiriyor. Demek ki, baktığımız şu Görünüşler (Erscheinungen) alanının içerisinde saf birtakım ögeler var. Burada a priori bir kullanımdan söz etmek mümkün. Bu a priori kullanım geometricinin yaptığı işe işaret ediyor. Geometrici, 1. Görünüşler alanında karşılaştığı nesnelerin biçimlerini diyesim nesnelerin saf kısımlarını bunlardan sıyırarak alabilir (absondern) ve geometinin kavramlarını kurabilir; 2. ya da Görünüşlerin saf kısmını kullanarak synthesis ile yeni biçimler ortaya koyabilir. Geometri bu yaptığı iş ile deneyimden ve duyumsamadan bağımsız nesneler ortaya koymakta ve karşımıza sapasağlam bir bilgi alanı (Wissenschaft) olarak çıkmaktadır.

Dolayısıyla ilkin, Empirik bütünübir olanın yani Görünüşlerin (Erscheinungen) içerisinde saf bir kısım olduğunun yeniden altı çiziliyor: uzaydan synthezlenmiş saf bir çokkatlılık (mannigfaltige) var (=Biçimler). Uzaydan hareketle synthezlenmiş bu çokkatlılığı yakalamak, zamandan hareketle synthezlenmiş çokkatlılıkları yakalamaktan çok daha kolay. Nitekim Zaman kalıbının da Görünüşlere yedirilmesi ile, bunların içerisinde Zamanın çokkatlılığı ortaya çıkıyor. Zaman kalıbı ile birlikte, diyesim Görünüşler içerisine Zaman kalıbının yerleştirilmesi ile birlikte artık bunlar adeta “hareketli bir film” haline geliyor. Nitekim devinimin olanaklılığının koşulunu veren şey de Zaman denilen bu saf bakma kalıbının kendisi. Zaman kalıbı tasarımları dizmeye ve tutmağa yarayan kalıp idi ve öncelik-sonralık ilişkileri de Zaman kalıbının kullanımı (Erzeugung) ile ortaya çıkıyordu. İmdi Zamanın çokkatlılığının, tıpkı Uzayın çokkatlılığı (=Biçimler) gibi Görünüşlerin içerisinde olduğu belirtildi. Demek ki Zamandan ötürü söz konusu olan kimi ilişkiler (Verhältnisse, Relation değil!) var. Zamanın çokkatlılığı bizim için yine Görünüşlerin içerisinde bir saf kısım olarak duruyor. İmdi bunlar serildikte, yeniden şu sorulabilir: Kategoriler nasıl kuruluyor? Kategorilerin kurulması ilkin uzayın ve zamanın görünüşler içerisine yedirilmiş bu “çokkatlılığının öncelikle belli bir tarzda üzerinden geçilmesi, ele alınması ve bağlanması” (B 102 | A 77) ile olur. Kant bu edime “Synthesis” adını veriyor (ibid.). Düşünme edimi ya da Birliğe Getirme Edimi öncelikle [Uzayın çokkatlılığı ile birlikte] Zamanın çokkatlılığını bağlıyor; üzerinden geçiyor, ele alıyor ve genel bir tasarım haline getiriyor. Demek ki bizde herhangi bir bilginin kurulmasının önkoşulu ilkin Duyumsama Yetisinin (Sinnlichkeit) a priori syntezlenmiş saf çokkatlılığının belli bir tarzda “üzerinden geçilmesi (durchgehen), ele alınması (aufnehmen) ve bağlanmasıdır (verbinden). Bunu niçin yapıyoruz? Bir bilgi (Erkenntnis) ortaya koyabilmek için. Burada metinde biraz geriye, Transzendental Estetik’in Giriş kısmına (A 19 | B 33) gitmemiz gerekiyor. Burada Kant şöyle diyor:

“Bilgi nesnelere hangi tarzda bağlanırsa bağlansın ve hangi araçla bağlanırsa bağlansın, bilginin nesnelere onun aracılığıyla dolaysızca bağlandığı ve araç olarak tüm düşünmenin hedeflediği şey Görüdür (Anschauung).”

Kant, Krv, A 19 | B 33

Bu paragraf bize şunu söylüyor: “Bilgi” (Erkenntnis/Cognitio) bir tarzda zaten var ve nesnelere bağlanıyor. O halde şunu sormak yerinde olacak: Bilgi nasıl kuruluyor? Tekrar B 102’ye döndüğümüzde, Kant’ın burada bu “bilgi”nin nasıl kurulduğunu diyesim Kategorilerin nasıl kurulduğunu anlattığını göreceğiz. Bunu şöyle ifade etmek de mümkün: Tüm deneyim bilgisinin temelinde, ilkin ve ilk elde kurulan a priori Bilginin nasıl kurulduğu anlatılıyor. Demek ki “saf çok çokkatlılığın üzerinden geçilmesi, ele alınması ve bağlanması” Bilgi (Erkenntnis) ortaya koyuyor, bu bilgi a priori ortaya koyulmuş bir bilgi. Bizde tüm öteki bilgilerin temelindeki ilk bilgi, başka şeylere bağlanan bilgi saf bir bilgidir, synthetik bir yapıdır. Bizde duyumsama yetisinin içerisindeki saf kalıpların kullanımında ortaya çıkan çokkatlılık (Mannigfaltigkeit) eğer belli bir tarzda ele alınmaz, bağlanmaz ve üzerinden geçilmezse bu “ilk bilgi” kurulamaz. Bu ilk bilginin kurulması ve nesnelere bağlanması işi aslında kategorilerin kurulması ve bunların Görünşlere (Yargıgücünün bir işlemi ile ortaya koyduğu saf transzendental Şema (Schema) ile) bağlanması işi. Heidegger’in Kant und das Problem der Metaphysik (Kant ve Metafizik Sorunu) adlı yapıtında ifade ettiği gibi (§12, S. 57) Kategorilerin “saf görü ile bağlantılılığı” (reine Anschauungsbezogenheit) var. Eğer biz Kategorilerin saf görü ile bağlantısını çıkartamazsak, bunların kökenini (Ursprung) keşfedemeyiz ve Kant’ın bize burada verdiği ipuçları da işe yaramaz hale gelir.

Metinden devam edelim. “En genel anlamı ile Synthesis’ten anladığım şu:…” diyor Kant. Buradaki “en genel” (allgemeinste Bedeutung) hiçbir biçimde gelişigüzel tarzda buraya yerleştirilmiş değil. Aksine, Kant bize en genel tarzda synthesis’in nasıl kotarıldığını anlatacak, buradan hareketle biz çok özel bir synthesis ile kurulan Kategorilerin nasıl kurulduklarını da çıkartabileceğiz.

“En genel anlamı ile Synthesis’ten anladığım şey farklı farklı tasarımları birbirine yedirmek, birbiri üzerine koymak ve bunların çokkatlılığını bir Bilgi içerisinde kavramak edimi.”

Kant, KrV, B 103

Bir synthesis ne zaman saf olur? “Çokkatlılık empirik değil de a priori verili olduğu zaman. Uzayda ve Zamanda olduğu gibi.” (ibid.) Buna göre, Uzay ile Zamanın Görünüşlerin içinde yer alan çokkatlılıkları bize zaten verili. Biz bu çokkatlılığı ne yapabiliriz? Ele alabiliriz, üzerinden geçebiliriz ve birbirine yedirebiliriz; yani düşünme işlemini (Kurgulama Yetisi ile Birlikte) kullanabiliriz. Düşünme toparlar, biraraya getirir. O halde bu çokkatlılıklardan bir (ya da daha çok) Bilgi (Erkenntnis/Cognitio) oluşturmak mümkün. Bir adım daha attığımızda Kant yine son derece temel bir şey söylüyor: “Hiçbir kavram içerik bakımından analytik olarak ortaya çıkmaz.” (ibid.) Kavramlar synthetik diyesim kurulmuş, oluşturulmuş yapılardır. O halde şunu söylemek zorunlu: Kategoriler, Anlama Yetisinin içerisinde kurulmadan önce tıpkı birer doğuştan ide (idea innata) gibi bulunuyor değillerdir. Kategorilerin Anlama Yetisinin içerisinde nasıl kurulduğunun ve nasıl ortaya çıktıklarının hesabını vermek Felsefe Tarihinin günümüze aktardığı, çözülememiş en temel birkaç sorunundan biridir.

Kategoriler kavramdır, synthetik yapılardır ve Birliğe Getirme işlemleri aracılığıyla kurulurlar. Dolayısıyla burada Kant’ın bize verdiği ipuçları aracılığıyla biz bir kez daha şu soruları soracağız: Kategoriler ne türden birliğe getirme işlemleri aracılığıyla kurulurlar? Burada “birliğe getirilen” nedir? Hangi tasarımları ele aldık, üzerinden geçtik ve birbirine ekledik? Kategoriyi nasıl kurduk? Yanıtları apaçık vermek gerekiyor. Üzerinden geçtiğimiz, ele aldığımız ve birbirine eklediğimiz tasarımlar, uzay ve zamanın saf çokkatlılığıdır. Biz Kategorileri bu çokkatlılık sayesinde, Kurgulama Yetisi (Einbildungskraft) ve Anlama Yetisinin (Verstand) içerisindeki düşünme edimi aracılığıyla kurarız.

Bundan sonra metinde karşımıza çıkan tümce paranteze alınarak okunmalı: “Bir çokkatlılığın synthesis’i -ister empirik olsun ister a priori verilmiş olsun-ilkin ortaya başlangıçta hala ham ve muğlak olabilen ve Analysis gerektiren bir bilgi ortaya koyar.” (ibid.) Bu şu demeye geliyor: Kavramları kurabilir yani synthesis işlemini kotarabiliriz, ne ki synthesis (biraz daha aşağıda Kant’ın da bize söyleceği üzere) bunun pek de ayırdında olmadan zihince gerçekleştirdiğimiz “kör” [kotarılan] bir iştir. Bir Kavramı (Begriff/Conceptus) kurmuş olmak demek bir kuralı kurmak ve elde bulundurmak demektir. Kavram böylece bütünübir bir şekilde kurulduysa ve herhangi bir Analysis’e ihtiyaç duyulmadı ise bu kuralı kullanabiliriz ama bu, kuralın tam da ne demeye geldiğini bildiğimiz anlamına gelmez. Kavram onu analysis’e tabi tutmadığımız sürece, mutğlak (verworren) bir tarzda zihinde yer etmeye devam eder. Bir kavramın muğlak olması (mantıksal seçiklik) o kavramın bir kural olarak kullanımına hiçbir engel teşkil etmez. Örneğin “cisim” denilen empirik kavramı hemen hepimiz kurmuşuzdur ve gündeliklikte sıklıkla kullanmaktayız. Kavramı kurmuş olmak bir kuralı kurmuş olmak demektir, burada “cisim” kavramı da bu kavramın altında yalnızca belli türden Görünüşlerin (diyesim tek tek cisimlerin) yakalanabileceği çok özel bir kurala işaret eder. Ne ki, ne zaman bu kavramı Akıl (Vernunft) denilen yeti aracılığıyla deşeriz, böleriz yani analysis’e tabi tutarız, o zaman “her an bu kavram içerisinde örtük ve muğlak olarak düşündüğümüz” çokkatlılık açığa ve su yüzüne çıkar. Kavramda seçiklik düşünmeye ilişkindir (logisch) ve bu şekilde elde edilir. Kavramda “seçiklik” felsefecinin temel bir derdine ve onun gündelikliğin içerisinden sonunda sıyrılıp kendisini gerçekleştirebilmek için sıkı bir adım atmasına işaret eder.

Bir sonraki tümce şöyle: “Synthesis, Bilginin ortaya koyulabilmesi için birtakım ögeleri toparlayan ve bunu belli bir içeriğe bağlayan şeydir.” (A 78) Kant burada işi daha da inceltecek ve Kurgulama/İmgeleme Yetisini (Einbildungskraft) devreye sokacak. Kant Synthesis’in nasıl kurulduğunu bize farklı bir ayırımı da hesaba katarak, işi incelterek anlatacak: “Biz eğer bilgimizin ilk kaynağına ilişkin bir yargıda bulunmak istiyorsak, ilk dikkat etmemiz gereken şey Synthesis’tir.” (ibid.) Bizde öteki hayvanlarda bulunmayan bir olanak var, içiçe geçmiş yapılar kurabiliyoruz. Kavram kuramamak demek yalın tasarımlar dünyasında yaşamak demek. Biz insan olabilen hayvanlar, yalın tasarımlar dünyasında yaşamıyoruz. Biz, synthetik tasarımlar kurabilen, kavramlar aracılığıyla düşünebilen varolanlarız. Öteki hayvanlardan da bu olanağımızla ayrılıyoruz. Ne ki asıl “değer”imiz ve dignitas‘ımız bu kavram kurabilmek ve salt düşünmek olanağımız ile ortaya çıkmıyor Kant’a göre. İnsanın dignitas‘ından ve değerinden söz edebilmek için başka bir şey gerekecek.

“Genel olarak (überhaupt) Synthesis, bizim biraz sonra göreceğimiz biçimde, Kurgulama Yetisinin (Einbildungskraft) salt bir etkisidir.” (A 78 | B103) Biraraya getirebilen yeti Kurgulama/İmgeleme Yetisidir. Bu yeti “kör” bir yeti ama ruhun (zihnin) bir kenara koyamayacağımız, kaçınılmaz bir işlemini gerçekleştiriyor. Synthesis, zihnin olmazsa olmaz bir işlemi. Niçin? Çünkü synthesis olmasaydı yani Kurgulama Yetisinin bu işlemi (Functio) olmasaydı “biz hiçbir yerde bilgi ortaya koyamazdık, ne ki biz bu işlemin pek az ayırdındayız.” (ibid.) Buradan sonraki kısmı açarak çevirelim: “Ne ki kurgulama yetisinin bu Synthesis’ini kavramlara getirmek (auf Begriffe bringen) diyesim bundan bir kavram oluşturmak, Anlama Yetisine (Verstand) düşen bir iştir.” (ibid.) Yani Kurgulama Yetisi (Einbildungskraft) toparlayacak ve bağlayacak ama kavram haline getirmek yani düşünme kalıbı haline getirmek Anlama Yetisine düşüyor. “Bu bize asıl anlamda bilgiyi yapan, ortaya koyan şeydir.” (ibid.) Bir sonraki cümle son derece kapalı ve ilk bakışta onu anlaması güç gibi görünüyor ne ki bir kez çözüldükte o da yerine tastamam oturuyor:

“Saf synthesis, genel olarak tasarlandıkta, saf Anlama Yetisi kavramını verir.”

Kant, KrV, A 78 | B 104

O halde Kategorinin nasıl kurulduğunu bulduk: saf Synthesis ile! Buradaki “allgemein vorgestellt” (genel olarak tasarlandıkta/düşünüldükte) vurgusu şunun için var: genel (allgemein) yani oniki (12) kategorinin onikisi için de geçerli bir tarzda diye düşünüldükte.

Kategoriler Tablosu (KrV, A 70 | B 95)

Kant burada allgemein vorgestellt (genel olarak düşünüldükte) yerine sözgelimi spesifisch vorgestellt (özel olarak, spesifik olarak düşünüldükte) demiş olsaydı, her bir Kategorinin içerisindeki saf synthesis’e ayrı ayrı vurgu yapmış olacaktı. Ne ki her bir Kategorinin içerisindeki synthesis’i ayrı ayrı kurallar olarak metnin Schematismus (Şematizm) diye adlandırılan kısmında anlatacak. Dolayısıyla burada genel olarak Anlama Yetisi kavramlarının kurulmasında söz konusu olan synthesis’in nasıl bir synthesis olduğu -her bir Kategorideki biricik synthesis göz önünde bulundurulmadan- anlatılıyor. (Anlama Yetisi kavramının kurulmasında rol oynayan saf transzendental synthesis, Kurgulama Yetisinin (Einbildungskraft) gerçekleştirdiği pek çok başka synthesis’den yalnızca bir tanesi. Kant bu öteki synthesis’leri “Saf Anlama Yetisi Kavramlarının Deduktion”u başlıklı kısımda ve diğer yapıtlarında (Sözgelimi Anthropoloji Kitabı ve Metaphysik Refleksion’larında) kimileyin örtük biçimde kimileyin ise apaçık bir tarzda ele alacak.) (Heidegger’in de bu farklı synthesis’lerin ayırdında olduğunu ve bunları “ontik synthesis” ve “ontolojik synthesis” olarak adlandırdığını belirtmekte yarar var. (Bkz., Heidegger, Vom Wesen des Grundes) Bu synthesis, diyesim Kategoriyi kuran synthesis, Kant’ın ifadesi ile “kavramlara göre” (nach Begriffen) oluşturulmuş, kavramsal bir synthesis’tir. Kavramsal synthesis şu demek: düşünme ile ilgili bir synthesis. Buradaki synthesis’in “düşünmeye ilişkin bir synthesis” olması yani kavramsal bir synthesis olması, bu synthesis’i bir başka synthesis’ten diyesim Uzay (Raum) kalıbından hareketle uzayın çokkatlılığını yani Biçimleri (Gestalten) kurduğumuz başka bir saf synthesis’ten ayırmamız gerekliliğine işaret ediyor. Beriki kavramsal bir synthesis değildir. Demek ki Kategoriyi veren kavramsal synthesis çok özel bir synthesis ve bunun tüm öteki synthesis’lerden ayırt edilmesi gerekiyor. Kant bunu şöyle açmakta:

“Transzendental Mantık bize tasarımların değil, tasarımların saf synthesis’ini kavramlara getirmeyi öğretir.”

Kant, KrV, (B 104 | A 78)

Burada “Kavramlara getirmek”in kavram kurmak demeye geldiğini yukarıda da belirtmiştik. Kant bu paragrafta Transzendental Estetik’te ortaya koyduğu savlardan hareketle yeniden Deneyimin (Erfahrung) nasıl kurulduğunu ve dahası Deneyimin olanaklılığının koşulunu (Bedingung der Möglichkeit) anlatıyor:

“O halde bize tüm nesnelerin a priori olarak bilinmesi için verilmesi gereken ilk şey saf Görünün çokkatlılığıdır; bu çokkatlılığın Kurgulama Yetisi (Einbildungskraft) aracılığıyla Synthesis’i ikinci [şeydir], ne ki bu henüz bir Bilgi ortaya koymaz. Bu saf Synthesis’e Birlik (Einheit/Unitas) veren ve yalnızca bu zorunlu synthetik Birlik tasarımı üzerine kurulan Kavramlar, önümüze gelen bir nesnenin Bilgisi için [son konusu olan] üçüncü şeydir ve Anlama Yetisinde kurulurlar.”

Kant, KrV, ibid.

Alıntıdaki Einheit (Birlik) son derece spesifik bir anlamda kullanılmış, diyesim bu Einheit (Birlik) saf çokkatlılığı toplama ve belli bir sınırlılık içerisine getirme işi. Ne ki Einheit (Birlik) Kant metinlerinde en az iki anlama gelmekte. Einheit’ın (Birlik) ve Birliğe getirmenin tam da hangi anlamlara geldiğine “Transzendental Deduktion” kısmında değineceğiz.

Uzay ve Zamanın çokkatlılığını yani bu saf çok katlılığı Kurgulama Yetisi ile synthezlediğimiz zaman ortaya synthetik bir yapı çıkıyor. Ne ki bu synthetik yapının “Kavram” (Begriff) olabilmesi için bunun denken (Düşünmek actus’u) ile yani Cogito ile (“Ich denke” =düşünüyorum) birleştirilmesi gerekiyor. Nitekim kurgulamamız bir kavram olacaksa içerisinde “düşünmek” ediminin de olması gerek.

“Bir yargıda farklı tasarımlara Birlik veren işlem, bir görüdeki farklı tasarımların salt synthesis’ine de Birlik veren şeydir ve genel olarak dile getirildikte Anlama Yetisinin saf kavramı diye adlandırılır.”

Kant, KrV, A 79 | B 105

“Anlama Yetisi, Görüdeki çokkatlılığın synthetik Birliği aracılığıyla tasarımlarına transzendental bir içerik verir, bu transzendental içerikten ötürü bu tasarımlar, nesnelere a priori bağlanan, saf Anlama Yetisi kavramları diye adlandırılırlar.”

Kant, KrV, ibid.

Alıntıda sözü edilen “görünün çokkatlılığın synthesis”i ile ortaya koyulan ve Anlama Yetisinin saf kavramlarını yani Kategorileri kuran bu transzendental içerik, Kategorilerin keşfedilebilmesi için Kant’ın işaret ettiği üçüncü ipucudur. Böylelikle ipuçları tamamlanmış oluyor (1, 2 ve 3) ve Kant bütünübir bir şekilde Kategoriler tablosunu ortaya koyuyor (A 80 | B 106). Ne ki metnin bu son derece “çokkatlı” kısmını açmak ve Kant’ın verdiği ipuçlarından hareketle Kategorilerin nasıl ortaya çıktığını, nasıl kurulduğunu apaçık sermek, metinle didişen okuyucuya kalıyor.

Üç İpucundan Hareketle Kategorilerin Kurulumu

Kategoriler şöyle kuruluyor: Anlama Yetisinin içerisinde ve kökünde Ich denke/Cogito/I think/Düşünüyorum diye ifade edilen yalın bir tasarım var. Bu saf düşünme analitik bir tasarımdır ve bir düşünme actus’una işaret eder. Bu düşünme edimi, Kurgulama Yetisi (Einbildungskraft) ile bir araya geldiği zaman, Görünüşlerin içerisindeki çok katlılığın “üzerinden geçiyor, bunu ele alıyor ve bağlıyor”. Yani uzay ve zaman kalıplarının duyum (Empfindung) ile birleştirilmesinde (Kurgulama Yetisinin bir başka synthesis’i) ortaya çıkan saf çokkatlılığı Kurgulama Yetisi Cogito ile birlikte syntezliyor diyesim bir araya getiriyor. Bu “transzendental saf synthesis” ile birlikte ortaya notio denilen “conceptus purus”lar (saf kavramlar) diyesim Kategoriler çıkıyor. Başkaca ifade edersek: Görünüşlerin içerisinde çokkatlılığın synthetik bir birliğe getirilmesi ve bunun denken actus’u ile birleşimi bana Kategorileri veriyor. Uzayın çokkatlılığının üzerine eklemlenen Zamanın çokkatlılığından hareketle Kategoriler kuruluyor. İmdi Zamanın çokkatlılığı görünüşlerin içerisinde var ve bu çokkatlılık Cogito ile birleştirip saf kavramlar yani Kategoriler kurulduktan sonra, bu kurulan Kategorileri yani kuralları Yargıgücü (Urteilskraft) aracılığıyla Görünüşlerde kullanabiliriz. Yargıgücünün buradaki işi hangi Kategorinin önümüze gelen hangi Görünüşü kalıplamada kullanılacağını çıkartmaktır ve bu iş asla gelişigüzel kotarılan bir iş değildir. Yargıgücü Kategorinin içerisindeki kuralı yakalar ve bu kurala uyan Görünüşü upuygun biçimde Kategorinin altına getirir (Subsumsion). Böylece Görünüşler, Kategoriler aracılığıyla “düşünülür”. Kategoriler Görünüşlere “a priori” bağlanır, nitekim her bir kategori Görünüşlerin içerisinde bulunan ve Kategorinin ondan hareketle kurulduğu biricik saf çokkatlılığı düşünür, ona bağlanır. Yargıgücü kurulmuş kategorinin kuralını yakaladıkta, örneğin Substantia-Accidens kategorisinin kuralını çıkarttıkta (bu kural kalıcı olanın ve geçici olanın yakalanması işidir), Görünüşlerin içerisindeki bu kurala uygun tüm çokkatlılıkları yakalar ve Kategorilerin altına getirir.

Kategorilerin Kurulumu ve Kullanımı

Bu son kısmı ve özellike üçüncü ipucuyu başka bir ders içerisinde daha ayrıntılı biçimde ele almamız gerekebilir. Kant da metnin ilerleyen kısımlarında bu işi yani Kategorilerin Görünüşlere nasıl bağlandığını daha ayrıntılı biçimde ve yeniden ve farklı bakımlardan ele alacak. Ne ki biz Kategorilerin nasıl kurulduğunu ve ne demeye geldiklerini çözemezsek, Kategorilerin Görünüşlere nasıl [a priori] bağlandığını ve Görünüşlerde nasıl geçerli olabildiklerini de çözemeyeceğiz.

Kategori her öteki kavram gibi bir kurala işaret eder. Bu kural saf bir kuraldır, diyesim Kurgulama Yetisinin uzay ve zamanın çokkatlılığından hareketle, bunların üzerinden geçerek, bunları ele alarak ve bağlayarak ortaya koyduğu bir kuraldır. Bu saf çokkatlılık Görünüşlerin içerisinde bulunduğu sürece, Kategoriler bir kez kuruldukta, bu saf çokkatlılığı biz Kategorilerin altına getirebiliriz (Subsumsion). Bu “altına getirme” işi (Subsumtion) üzerine Schematismus (Şematizm) başlıklı kısımda tekrar konuşacağız.

Yukarıda Einheit’ın (Birlik) çokanlamlılığından söz ettiydik. Buna göre Einheit (Birlik) 1. farklı tasarımları iç içe geçirmektir; 2. bir araya getirme ve bunların bir sınırını çizme işidir; 3. Akıl (Vernunft) denilen yeti söz konusu olduğunda ise mutlak anlamda bir Birlik’ten (absolute Einheit) söz etmek gerekir. Bu sonuncunun ne demeye geldiği ilerde açık kılınacak.

Demek ki Denken (saf düşünme) kurgulama yetisi aracılığıyla deneyimi düşünmeye yarayan oniki (12) kural ortaya koyabiliyor. Burada bilgimizin sınırlılığına işaret etmek gerek, sözgelimi şu sorunun yanıtı Kant’a göre verilemez: niçin oniki kural diyesim oniki kategori var da onbeş ya da yirmibeş kategori yok? Bizim düşünmemizin, duyumsama yetimizin kurallılığının ve kurgulama yetimizin sınırlılığı bu şekilde. Yeti=Vermögen, facultas: Bir şeye olanak tanıyan bir yapı. Bir şeye olanak tanıyan bir yapı olarak Yeti (Facultas, Vermögen) şu demeye gelir: çok belli bir şeye olanak tanıyan ve bunu yaparken başka şeylere olanak tanımayan yapı. Yeti her zaman bir sınırlılık imler. Duyumsama Yetisi düşünemez, Düşünme yetileri göremez, duyumsayamaz. Dolayısıyla burada Duyumsama Yetimin sınırlığı, Düşünmemin ya da daha güzel ifade edildikte Görünüşleri düşünmemin sınırlarını da çiziyor. Kategorilerin Görünüşler üzerinde geçerli olmasının nedeni Kategorilerin Görünüşlerin saf kısmı aracılığıyla kurulmuş olmasıdır. Kategoriler bu yolla ve bu tarzda kurulmuş olmasalardı, Görünüşler üzerinde hiçbir biçimde geçerli olamayacaklardı. Ne ki onların Görünüşlerle olan bu sıkı iç bağı, kategorilerin Görünüşler dışında başka hiçbir nesnede kullanamayacağını, Kant’ın ifadesi ile Kategorilerin “transzendental bir kullanımının” olamayacağını da bize göstermekte. Kategorilerin transzendental bir kullanımının olmaması Kategorilerin “şeylerin kendileri”nde (=Dinge an sich) geçerli olmadıkları anlamına gelmektedir ve bu belirleme, Kant’ın, kendisinden önce gelen pek çok düşünüre getirdiği “sınır aşma/ihlal, sofistik çıkarım ortaya koyma” suçlamasının gerekçelendirilmesinin temelidir.

“Şimdi baştan alalım”.

One reply on “Kant, KrV (Saf Aklın Eleştirisi) Anlama Yetisinin Saf Kavramlarını Yakalamak İçin Üç İpucu | § Ders 9”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s